<$BlogMetaData$>


Kategorilerim
Kategori yok
Son Yazılarım
  • <%RecentEntryTitle%>
Chat-Box

Online-Ziyaretçi
Arkadaşlarım

12/12/2008

LACİVERT İSYAN, SARI BİLİNÇ VE SİYAH (NEYDİ DÜNÜ BİRAZ SONRADAN AYIRAN?)






















Bir yoldayım.

Dünün, bugüne bir şey katamadığı.

Bugünün ise biraz sonraya bir şey katamamasından korktuğum.


Bir duygudayım.

İmkansızlığın huzuru ve çaresizliğin endişesi dolduruyor içini.

Ağlamaklı bir ruha sahip olmanın bedeline mukabil.


Bir isyandayım.

Menzili hacmimle eşdeğer,

Yankısı ömrümle.

Görüyorsun işte, ölümüm bayram havasında olacak.

 

Bir serüvendeyim.

Kazanan olmanın, bir tepside sunulduğu.

Ayrıcalıklıyım, öncelikliyim farkındayım.

Değerini bilmeliyim, hissediyorum.

 

Bir yerdeyim.

Elinde meyve sepeti bekleyen var.

Huzur ağacı açmış çiçeklerini, yapraklarını dökmede çamdan farksız.

Kokluyorum, sabrediyorum.

 

Bir müzik çalıyor her zaman ki gibi.

Tanelerimde, zerrelerimde.

Bir fısıltı dağıtıyor dikkatimi, sonun habercisi coda ile beraber:

“Bundan daha iyisi olamazdı, biliyorsun.”

16/11/2008

BİR DENLİNİN DENSİZLİĞİ.



Bilinçsizce yapılan bir hareketin,
Eylemin getirdiği sıcak şey, huzurlu şey...
Cihan'ın değeri nedir, Hayyam'ın matematiğinde, dizelerinde?
Anlamın matematikten öte, dizelerden anlamlı benim literatürümde, bilmelisin.
Ulaşmakta zorlanmadığım bir ideal gibisin.
Sanırım ömrünün kısalığı bu yüzden benim için.
Elimden keşke birşey gelseydi...

Olsun zaten aşk hocamız Platon bizim.
Failde benimdir, meçhul olan da...

Yaklaştık ikinci haftanın, yedinci gününe.
Onca zaman avunmuşum meğer Einstein'in izafiyetindeki aşksızlıkla.
Umudumu bağlamışım bir denlinin, densizliğine...

1/11/2008

ÇARESİZ RUHLAR İÇİN GEÇİT TÖRENİ.


Arzu edilenin umudu,

giyotinin keskinliğinde.

Hak etmediğim arzularımın nedeni,

Feri kalmamış ruhumda.

 

Çoğunlukla susmuş, azınlıkla coşmuş ruhum.

Maddeten de böyle olmuş.

Çokluğu, çoğunluğu sevmemiş hiç.

 

Bir sevgi dinamiği akıp giderken,

Asfaltlardaki günümüz dere oluklarından

İzlemekle yetinmişim.

Çaresizlik iş başında görüldüğü üzere.

 

Şakşakçı bir insan suretinde, maneviyatında olmak.

Kalbim yalanlasa da bunu, suretim de kalbimi yalanlıyor.

Acı veriyor, kurtulmak istiyorum.

 

Bayraklı adam,

Ne olur bilmiyorum ama terk etme beni.

7/9/2008

YÜCE DİVAN-I AŞK.


1.OTURUM

Aşıklık bir tas çorbadan çıkınca,
Kalpler oburlaşmış.
Aşkın matematiği 1+1'ken,
Alternatiflere boğulmuş 1'ler, 1+1,1,1'lere doğru.
Bu abukluk ve sabukluk içinde dahi insanlık,
birbirine aşkım deyi deyiverebilmiş.
Helal olsun.

1+1 OTURUM

Aşk bilinmeyen bir adres gibi
Yanlış yapılan tarifler sonucunda
İnsanlıktan gitgide uzaklaşıyor.
Ve korkuyorum ki,
gerçek yolu bir gün bulma şansını elde ettiğimiz an,
ondan vazgeçmiş olabiliriz.

1+2. OTURUM

Aşkı tartışır olmuşuz,
adına aşk dediğimiz başka birşeyi yaşarken.
Var mıymış ki Mecnun'un gücünün bittiği yerde başka bir arayış?
Leyla'nın Mecnun'a olan inancında sorgulayış?

21/8/2008

BEDELDİR BU.



















Bir bedeldir bu ödediğim,
Yaptığım her eyleme bedel.
Söylediğim her sözün iyiliğiyle eş değer.
Açtığım her duyguyu sönmüş bir volkana dönüştüren.

Bir gerekliliktir bu.
Açan her çiçeğin,
iki dilimlik beynimde ölümü hatırlatması gibi, solarken.
İçe dönebilmek için, gerçeği görebilmek için
Farkına varabilmek için suyun, bir bardaktan içerken.

Sessizliktir bu, kulağımı tıkayamadığım.
Atılan her alay narasının, alaycı bakışların,
Bulut desenli ruhumda, elektrik kaçaklarına neden olması gibi,
Engel olamıyorum bu gürültülü sessizliğe.

22/7/2008

ZAMAN DARALIYOR



Düşündükçe şu an bile bir sevgilinin aldatıldığını

Neden tüyleri ürpermiyor, tedirgin olmuyor Ben?

Bilmeme rağmen, binlerce haksızın hakkı hukuku koruduğunu

Eli neden kalem tutmuyor, kitap koklamıyor Ben?

 


Kelebek besleyen bir çocuk gibi bihaber değilim artık mutluluğumun süresinden.

Büyümek bu kadar acı bir şey işte!

Büyüklerimiz karıştırırken hayat çorbamızı bizim yerimize.

Küçüklük büyük bir çaresizlik değil mi? Hadi söyle!

 


“İyilik ölmedi kalbimizde” demek ne kadar kolay!

Kalbimiz nerede, nerede bıraktık yada nerede kalmıştık?

Cevap var mı?

Kes artık bu palavraları.

 
“Karamsarlık kolay bir yol” diyorsun.

Peki ya buna neden olmak?

Ya umut marşları söylemek ve sonra…

Sonra tekrar devam etmek yemeğe?

 


Aklıma geldikçe insan olmak ağır geliyor, pişkinliği zalimlerin.

Aynaya bakınca hatırlıyorum, ağırlık kalkıyor üzerimden.

Bu sefer kaplıyor beni insan olma telaşesi.

 

İdealist olmayı bırakmışım,

Yeni bir, yine bir idealistlik sözü verdikten sonra kendime.

Meğer benle yaşıt aynam boş yere durmuş yanıbaşımda

Meğer ben onu hiç yormamışım, sıfır kilometre imiş hala.

9/7/2008

HUZRUN











Huzuru her düşlediğimde, aklıma kaygı dolu anlar gelir, acı gelir.

Huzuru her beklediğimde, bir darbe ensemde patlayıverir.

Huzuru her istediğimde, önümdeki sıcak çorba kalkar önümden,

bir vah gelir bir ey gidi verir.

Huzurun acıdaki gizlenmişliğinden haberi yok kimsenin.

Esen bu yeli durdurmak için kavakları kesmek bir borç gibidir, kimindir?

 


Sesim soluğum engelli, çırpınıp duruyorum.

Bu gerçeklerin anısını vefasız bilincimde yaşatabilmek için.

Yarasa gözlerimle güneşi aklımda tutabilmek için.

Yaşayabilmek için gerçeği otopsideki ruhumla.

Sevebilmek için acıyı her yüzüme tükürüşlerinde yarabbi şükür diyebilememek için.

Çırpınışın hepsi işte böyle anlamsızlıklar için.

 


 “Rahat yenmiş bir akşam yemeğinde huzur yoktur.” der bir Bilge

Ve çekip gider.

Huzur dikenliklerin ardında değil de, dikende midir?

Açlıktan sonraki yemek değil de, guruldayan mide midir?

Ulaşmak mıdır emele, yoksa sadece onu dileyebilmekte midir?

 


Huzur, ardında niyet barındırmayan bir sohbettir.

Gözleri kapalı koşmaktır mayın tarlasına.

Bir sevgiyi film gibi yaşayabilmektir, kendi içsel sinemanda.

Duyularınla algılayamadıklarınla yaşayabilmektedir.

İhanet edenin affını bile kendine reva görebilememektedir.

Kendini o kadar güçlü, şu kadar karaktersiz görmektir.

 


Ve bilge sorar: “Gerçek nedir?” diye.

"Dertlerin bitimindeki  huzursuzluğun varlığıdır " der  Bayraklı adam.

22/5/2008

İHANETİM


Terkedildim.
Gözümün içine bakılmadan.
İçimdeki müzik dinlenmeden.
Zihnimdeki saplantılar bilinmeden.
Terkettiler.

Söz ettirmediler,
Namuslarından.
Toz kondurmadılar,
Değerlerine.
Arkalarına baka baka terkettiler.

Oysa ki;
Söz verdiler.
Hiç düşünmeden
Bir ömürü
Görmediği gözlere feda edeceklerine.

Halbuki;
Çok inanmışlardı,
Karşılarındakinin gerçek biri olduğuna.
Emindiler,
Konuşmasalar da, onların ne düşündüğünü düşünebildiğine.
Tıpkı terk edilmişin yerini alanın da yapabildiği gibi.

Aslında;
Emindim,
Hepsinin  yalan olduğuna.
İnanmıyordum,
İnandıklarına.

Şöyle ki;
Bir ben vardı, bir de müziğim
ve bir de insanlık
Çeliştim.

Terkedildim.
Gözümün içine bakılmadan.
İçimdeki müzik dinlenmeden.
Zihnimdeki saplantılar bilinmeden.
Terkettiler.

İhanet ettim kendime.
Cezama razıyım.

3/5/2008

BUHAR KAPLI DÜNYA, DAMLAYA GEBE BUHARLAR.

Her yudum suda, arttırabilsem ne mutlu bana bir damla ile olan tanışıklığımı.

Gördükçe hüzünle dolu bir sevinç kaplıyor ruhumu, tenimden buharlaşmış denizleri.


Ruhumda ses geçirmez bir yelek var, çıkartırsam üşüyeceğimi sanıyorum.

Hiç konuşamayacağım onunla, sesim bu yeleği aşacak kadar alçak, iradem ise onu çıkartabilecek kadar kuvvetli değil.


Bir bilge yanımdan geçiyor, diyor :”İnsanin ömrü sular ile olan tanışıklığı kadardır.”

Her yudumda, bir bardağa dünyayı, dünyayı ise ruhuma sığdırmaya calışıyorum.


Ruhumdaki yelek büyük gelmeye başlamıştı, bir yenisiyle değiştirdim.

Yenisini giymeye başlarken ki çıplaklıkta ettiğim birkaç kelime, benim için bir avunç kaynağı oldu, ama artık ruhuma fısıltı gerekiyor.


Ölüm kapıda diyorlar, içecek su da bulamaz oldum.

Konuşmuyorum onlarla, çünkü artık ruhumla konuşabiliyorum.

28/4/2008

PENCERELER, KARGALAR, KAPILAR, İLHAMLAR...

Biraz önce ilhamlar dayandı kapıma, hiçte dostane değillerdi. Korku mu dersiniz, muhatap olmamak mı bunun adına bilmem ama açmadım kapıyı, açmadım mı açamadım mı onuda bilmem. Daha önceleri hep beklerdim ki gelsinler diye ama bu geliş olmadı, oldurmadı bende ki ben bu durumu. Sanki saniyelerin biriktirdiği dakikalarca, dakikaların yığdığı saatlerce, saatlerin yol verdiği günlerce beklediğim onlar değilmiş gibi.

"Artık bir karar verdim, bunun arkasında durmalıyım ve durmaktan başka da çarem yok!" derken, pişmanlık aşısı yapılmış gibi, histeriye tutuldu vücudum, terledim ve titredim, titredim ve terledim. Kendimden geçtim, gözlerim kapandı. Sonra aydınlandı gözlerim, karanlıktan daha beter bir aydınlığa bulandılar. Karanlıkta görmeye alışmış gözlerim, bu kadar aydınlığa katlanamayacak durumdaydılar. Beklemeye koyulmak zorunda olduğumu kabullendim. Karanlıkta görmeye alışmış gözlerin, karanlıktan daha beter bir durumdaki aydınlığa alışmasını beklemeye... Sanki kendimle dalga geçer gibiydim ve bu hiçte iyiye işaret değildi.

Derken alıştı gözlerim, aydınlıkta görmeye. Rahatlamıştım artık. Sonra düşünmeye çalıştım durumun mukayesesi adına, çözüm yolları üretebilmek adına. Ama yalnız kalmıştım zihin dünyamda, yalnız bırakmıştım kendimi biraz önce kapıları açmayarak, çözümü sadece benliğim bulacaktı kendi seçtiğim bu yalnızlıkta. Derken pencereme bir Karga kondu. Sanki konduğu yer doğduğu ve öleceği yermiş gibi duran bir karga. Bilge ve yalnız bir karga. Kovmaya yeltendim çünkü bu durumdan ancak benliğim sayesinde kurtulacaktım ve kimseye ihtiyacım yoktu. Ama tecrübeye dayalı olduğunu düşündüğüm bir sezgiyle gagasını cama vurdu. Başarılı oldu beni durdurabilmek adına. Donup kalmıştım, artık onun elinde bir kukla gibiydim. Onun, yapraklarını bilinçsizce ve acemice harcadığım yaşam defterime yazacağı satırları beklemeye koyuldum korku içinde. Korktuğum başıma tokat gibi indi. Başladı ilk satırlarını yazmaya. "Gak!" dedi gözlerimin içine bakarak. Ardından bir "Gak!" daha dedi ama diğerinden farklı olarak sağ kanadını kaldırdı. Şaşırmıştım ve kıpırdıyamıyordum olduğum yerden. Bir Karga'nın esiri olmuştum. Derken bu sefer sol kanadını kaldırdı ve yine aynı malum ses "Gak!". Onun tarafında herşey rutine binmişti ve hiçbir sıkıntı yoktu, benim tarafımda ise herşey allak bullak ve kontrol kaybedilmişti. Bir tarafta kapının açılmasını bekleyen ilhamlar, bir tarafta bu karga. Ağlamak üzereydim. Kurtulmalıydım onlardan.

Artık bir sonraki hamlesinin ne olabileceği hakkında düşünürken, o hiçbir şey yapmamaya başladı. Sanki bir ödül verir gibi, kontrolü bu küçük insancığa vermiş gibiydi. Artık iyice kontrolü ele aldığımı düşündüğüm anda, kontrolümü sarsamayacak aksine daha da kuvvetlendirecek birşey oldu. Karga iki kanadını da açmış bir vaziyette gerisin geriye tepetaklak düştü. İçimden bir "İşte bu! Sonunda kurtuldum!" yükseldi. Rahatlamıştım. Artık kendi başıma kalacak ve içine düştüğüm bu histeri krizinden kurtulabilmek adına kendi başıma savaşacaktım. Karar verdim. Beni saatlerdir tutsak eden ve türlü türlü korkuların eşiğine getiren bu "Karga"nın hiçbir zaman bir saniye önceki ısısına ulaşamayacak vücudunu görmek ve içine girmiş olduğu şu son saniyelerde düşüşten sonra kafasının aldığı pozisyonun elverdiği yön dışında başka bir yöne bakamayacak olan gözlerinin içine bakarak yüzümdeki, zaferin getirdiği mutluluğu ve içinde bulunduğum haklı gururu gösterebilmek adına kapıyı açmaya ve pencerenin önündeki Yaşlı Karga'nın yanına gitmeye. Kapıyı açtım ve yanına gittim. Gözlerinin içine baktım düşündüğüm gibi. Sırıttım alabildiğince, gururlandım karşısında saygısızca. Artık yoktu karşımda bir Karga. Canını biraz önce vermişti. Ama sanki yüzünde anlam veremediğim bir şekilde benimkine benzer bir sırıtma kalmıştı.

Hakkımda

Bağlantılarım
Template by

Free Blogger Templates