Bilinçsizce yapılan bir hareketin, Eylemin getirdiği sıcak şey, huzurlu şey... Cihan'ın değeri nedir, Hayyam'ın matematiğinde, dizelerinde? Anlamın matematikten öte, dizelerden anlamlı benim literatürümde, bilmelisin. Ulaşmakta zorlanmadığım bir ideal gibisin. Sanırım ömrünün kısalığı bu yüzden benim için. Elimden keşke birşey gelseydi...
Olsun zaten aşk hocamız Platon bizim. Failde benimdir, meçhul olan da...
Yaklaştık ikinci haftanın, yedinci gününe. Onca zaman avunmuşum meğer Einstein'in izafiyetindeki aşksızlıkla. Umudumu bağlamışım bir denlinin, densizliğine...
Aşıklık bir tas çorbadan çıkınca, Kalpler oburlaşmış. Aşkın matematiği 1+1'ken, Alternatiflere boğulmuş 1'ler, 1+1,1,1'lere doğru. Bu abukluk ve sabukluk içinde dahi insanlık, birbirine aşkım deyi deyiverebilmiş. Helal olsun.
1+1 OTURUM
Aşk bilinmeyen bir adres gibi Yanlış yapılan tarifler sonucunda İnsanlıktan gitgide uzaklaşıyor. Ve korkuyorum ki, gerçek yolu bir gün bulma şansını elde ettiğimiz an, ondan vazgeçmiş olabiliriz.
1+2. OTURUM
Aşkı tartışır olmuşuz, adına aşk dediğimiz başka birşeyi yaşarken. Var mıymış ki Mecnun'un gücünün bittiği yerde başka bir arayış? Leyla'nın Mecnun'a olan inancında sorgulayış?
Bir bedeldir bu ödediğim, Yaptığım her eyleme bedel. Söylediğim her sözün iyiliğiyle eş değer. Açtığım her duyguyu sönmüş bir volkana dönüştüren.
Bir gerekliliktir bu. Açan her çiçeğin, iki dilimlik beynimde ölümü hatırlatması gibi, solarken. İçe dönebilmek için, gerçeği görebilmek için Farkına varabilmek için suyun, bir bardaktan içerken.
Sessizliktir bu, kulağımı tıkayamadığım. Atılan her alay narasının, alaycı bakışların, Bulut desenli ruhumda, elektrik kaçaklarına neden olması gibi, Engel olamıyorum bu gürültülü sessizliğe.
Terkedildim.
Gözümün içine bakılmadan.
İçimdeki müzik dinlenmeden.
Zihnimdeki saplantılar bilinmeden.
Terkettiler.
Söz ettirmediler,
Namuslarından.
Toz kondurmadılar,
Değerlerine.
Arkalarına baka baka terkettiler.
Oysa ki;
Söz verdiler.
Hiç düşünmeden
Bir ömürü
Görmediği gözlere feda edeceklerine.
Halbuki;
Çok inanmışlardı,
Karşılarındakinin gerçek biri olduğuna.
Emindiler,
Konuşmasalar da, onların ne düşündüğünü düşünebildiğine.
Tıpkı terk edilmişin yerini alanın da yapabildiği gibi.
Aslında;
Emindim,
Hepsinin yalan olduğuna.
İnanmıyordum,
İnandıklarına.
Şöyle ki;
Bir ben vardı, bir de müziğim
ve bir de insanlık
Çeliştim.
Terkedildim.
Gözümün içine bakılmadan.
İçimdeki müzik dinlenmeden.
Zihnimdeki saplantılar bilinmeden.
Terkettiler.
Biraz önce ilhamlar dayandı kapıma, hiçte dostane değillerdi. Korku mu dersiniz, muhatap olmamak mı bunun adına bilmem ama açmadım kapıyı, açmadım mı açamadım mı onuda bilmem. Daha önceleri hep beklerdim ki gelsinler diye ama bu geliş olmadı, oldurmadı bende ki ben bu durumu. Sanki saniyelerin biriktirdiği dakikalarca, dakikaların yığdığı saatlerce, saatlerin yol verdiği günlerce beklediğim onlar değilmiş gibi.
"Artık bir karar verdim, bunun arkasında durmalıyım ve durmaktan başka da çarem yok!" derken, pişmanlık aşısı yapılmış gibi, histeriye tutuldu vücudum, terledim ve titredim, titredim ve terledim. Kendimden geçtim, gözlerim kapandı. Sonra aydınlandı gözlerim, karanlıktan daha beter bir aydınlığa bulandılar. Karanlıkta görmeye alışmış gözlerim, bu kadar aydınlığa katlanamayacak durumdaydılar. Beklemeye koyulmak zorunda olduğumu kabullendim. Karanlıkta görmeye alışmış gözlerin, karanlıktan daha beter bir durumdaki aydınlığa alışmasını beklemeye... Sanki kendimle dalga geçer gibiydim ve bu hiçte iyiye işaret değildi.
Derken alıştı gözlerim, aydınlıkta görmeye. Rahatlamıştım artık. Sonra düşünmeye çalıştım durumun mukayesesi adına, çözüm yolları üretebilmek adına. Ama yalnız kalmıştım zihin dünyamda, yalnız bırakmıştım kendimi biraz önce kapıları açmayarak, çözümü sadece benliğim bulacaktı kendi seçtiğim bu yalnızlıkta. Derken pencereme bir Karga kondu. Sanki konduğu yer doğduğu ve öleceği yermiş gibi duran bir karga. Bilge ve yalnız bir karga. Kovmaya yeltendim çünkü bu durumdan ancak benliğim sayesinde kurtulacaktım ve kimseye ihtiyacım yoktu. Ama tecrübeye dayalı olduğunu düşündüğüm bir sezgiyle gagasını cama vurdu. Başarılı oldu beni durdurabilmek adına. Donup kalmıştım, artık onun elinde bir kukla gibiydim. Onun, yapraklarını bilinçsizce ve acemice harcadığım yaşam defterime yazacağı satırları beklemeye koyuldum korku içinde. Korktuğum başıma tokat gibi indi. Başladı ilk satırlarını yazmaya. "Gak!" dedi gözlerimin içine bakarak. Ardından bir "Gak!" daha dedi ama diğerinden farklı olarak sağ kanadını kaldırdı. Şaşırmıştım ve kıpırdıyamıyordum olduğum yerden. Bir Karga'nın esiri olmuştum. Derken bu sefer sol kanadını kaldırdı ve yine aynı malum ses "Gak!". Onun tarafında herşey rutine binmişti ve hiçbir sıkıntı yoktu, benim tarafımda ise herşey allak bullak ve kontrol kaybedilmişti. Bir tarafta kapının açılmasını bekleyen ilhamlar, bir tarafta bu karga. Ağlamak üzereydim. Kurtulmalıydım onlardan.
Artık bir sonraki hamlesinin ne olabileceği hakkında düşünürken, o hiçbir şey yapmamaya başladı. Sanki bir ödül verir gibi, kontrolü bu küçük insancığa vermiş gibiydi. Artık iyice kontrolü ele aldığımı düşündüğüm anda, kontrolümü sarsamayacak aksine daha da kuvvetlendirecek birşey oldu. Karga iki kanadını da açmış bir vaziyette gerisin geriye tepetaklak düştü. İçimden bir "İşte bu! Sonunda kurtuldum!" yükseldi. Rahatlamıştım. Artık kendi başıma kalacak ve içine düştüğüm bu histeri krizinden kurtulabilmek adına kendi başıma savaşacaktım. Karar verdim. Beni saatlerdir tutsak eden ve türlü türlü korkuların eşiğine getiren bu "Karga"nın hiçbir zaman bir saniye önceki ısısına ulaşamayacak vücudunu görmek ve içine girmiş olduğu şu son saniyelerde düşüşten sonra kafasının aldığı pozisyonun elverdiği yön dışında başka bir yöne bakamayacak olan gözlerinin içine bakarak yüzümdeki, zaferin getirdiği mutluluğu ve içinde bulunduğum haklı gururu gösterebilmek adına kapıyı açmaya ve pencerenin önündeki Yaşlı Karga'nın yanına gitmeye. Kapıyı açtım ve yanına gittim. Gözlerinin içine baktım düşündüğüm gibi. Sırıttım alabildiğince, gururlandım karşısında saygısızca. Artık yoktu karşımda bir Karga. Canını biraz önce vermişti. Ama sanki yüzünde anlam veremediğim bir şekilde benimkine benzer bir sırıtma kalmıştı.